Kayıtlar

Ölüm muhakkak Ve ölüm mutlak

Unuttuğumuz, sümen altı ettiğimiz, beynimizin en ücra köşesine gizlediğimiz şeyler vardır öyle bir zaman gelir ki sıraları geldikçe çıkmaya başlarlar ortaya. Ölüm de böyle bir şeydir işte. Sırası geldiğinde herkese kendi hakikatini gösterir hatırlatır bakın ben buradayım hiçbir yere gitmedim diye. Yine ölümün kendini hatırlattığı zaman geldi çattı. Uzakta biri ölür değmez bana Azrail’in eli dersin uzaktır o sana yakın olmayan herkesin canını alır da bir sana ilişmez bir senin yakınına dokunmaz sanarsın. Öyle bir an gelir ki dokunur Azrail’in eli en yakınına. İşte başlamıştır senin ölümle dostluğun yahut düşman mıdır ölüm sana? Bir taraf seçmenin zamanı da gelmiştir. Ölüm soğuk bir musalla taşı mıdır yoksa sevgiliye giden bir yol mu? Yine sen seçersin bunu. Ölüm seni zorlamaz bir tercihe ancak yine de seçim hakkı tanır sana. Seçelim, ölüm dost mu, düşman mı? Ölüm, yolları çiçeklerle çevrili bir bahçe mi? Yoksa zehirli otlarla bürülü bir bataklık mı? Ben seçimimi yapıyorum işte dostlar. ...

Eğreti bir ot gibi büyüyen sevda

Sevme kabiliyeti verilmiş insanoğlunun kötülüğü adına yazılmış birkaç satır… Sadî-i Şirazi'ye sormuşlar insan nedir? Cevaplamış:  yek katre-i hunest ve hezar endişe . İnsan bir damla kan ve binbir endişeden yaratılmış. Karmaşık sisteminin içinde bir de varlığının anlamlandıramadığı endişelerle çevrelenmiş. Bu endişelerin mezara gidene kadar devam edeceği insanın hiçbir zaman endişesiz olamayacağı ancak Allah´ın yardımıyla endişelerinin hafiflediği dönemler olacak. İnsan kendini çepeçevre saran endişeler içinde bile insan kalma, insan olma erdemini göstermek zorunda.  Yazımının devamını bir türlü getiremiyorum ancak  silmek de istemiyorum bu yüzden yarım kalmış bir yazı olarak paylaşacağım. Devamını okuyanlar getirsin hayat bu her zaman tamamlanmış cümleler sunmuyor bize öyle değil mi?

Yok bana bu cihanda bir yer

Hani şarkıda diyor ya; “yok bana bu cihanda bir yer” tam şarkının o kısmında takılıp kalmışım gibi• uzun zamandır yerimi bulamıyorum. Annesini pazarda kaybedip her gördüğü eşarplı kadına sarılıp anne diyen o çocuğun çaresizliği ile yolumu bulmaya çalışıyorum. Sahi benim bu dünyada amacım ne,  ne için yaşıyorum¿ Bu sorulara cevabım hazır. “Kulluk”; bu öyle basit bir kelime ki, iki hecede bir çırpıda ağzından çıkıyor. Önü arkası yok tek başına dimdik kimseye boyun eğmeksizin. Ama öyle zor bir kelime ki, kimseler üstesinden gelemiyor. Üzerine sempozyumlar düzenleniyor, kitaplar yazılıyor, koca koca profesörler bir dizi dersler veriyor. Allah aşkına yok mu bu kelimenin telaffuzu zor yaşaması kolay bir eş anlamlısı? Yazılan çizilen her şey iyi güzel ama yaşama noktasında takılıp kaldım, kelimenin ilk harfinin hakkını bile verecek bir ömür sürmedim. Zaman geçiyor tik tak saat sesleri, yolumu kaybettim. Beni bu boşluk hissinden kurtaracak kutlu bir yola ihtiyacım var. Ömrünü nerede geçird...